Soyutçu Bir Evren Tablosu

John Berger, renklerle uğraşma sürecinin çok karmaşık olduguna ve bu sürecin, sonsuz sayıda degişken içerdigine değiniyordu. Renk sorununa bağımsız ve kimliksel bir değer açısından yaklaşan modern sanatın, biçimi de salt bu açıdan değerlendirdigini söylemek abartı olamaz. Örneğin Gleizes-Metzinger ikilisi, biçime (form) ilişkin bütün değişimlerin, renk sorununa ilişkin degişimlerden kaynaklandığını ve renkteki değişimlerin, bir form arayışını içinde sakladığını öne sürmüştü haklı olarak.

Bütün etkinlik çabasını renk üzerinde yoğunlaştıran sanatçının, form oluşturma endişesini ihmal ettigi yolundaki görüş, bu noktada anlamsızlaşıyor. Bir renk zemini üzerinde, bir başka rengin ya da renklerin oluşturduğu yapısal etki, doğaya ilişkin olsun ya da olmasın, sonuçta, form arayışının bir göstergesidir. Böyle bir aşamada "form", boyanın renge dönüşmesiyle anlam kazanmış olabileceği gibi, resmin genel kimliksel yapısının da belirteci olma düzeyine yükselir. 

Ali Raşit Karakılıç da bu gerçegin bilincindedir. 1980'li yıllardan bu yana, rengi, sanatının temel sorunsalı olarak algılamanın getirdigi ödünsüz tutumu, bütün çalışmalarına yayıp genişletmekte, renksel tasarımı öne çıkaran bu tutumuyla, aynı zamanda soyut bir doga tasarımı üzerinde yogunlaştıgını ortaya koymaktadır. 

Soyut bir doğa tasarımını güdüleyen faktörler göz önüne alındıgında, imgelemi kışkırtıcı olanların, bu tasarımı biçemlendirmekte vazgeçilmez bir işlev taşıdıgı sonucuna varılır. Bütün imgesel biçimlerin arkasında, doğaya ve yaşama ilişkin saplantıların yattıgını anlamak için, bu biçimlere yol açan görsel ve düşünsel bileşkeleri bulup ortaya çıkarmak, çoğu zaman yeterlidir. Her biçimin, böyle bir bileşkesi oldugu, daha doğrusu böyle bir bileşkenin ürünü olabileceği varsayımı, o bileşenle onun benzeşenleri arasında kurabilecegimiz ilişki sonucunda somutlaşır ve izleyenle dialoğunu pekiştirir.

İçerdiği disiplin açısından, bütün soyutluğuna karşın, Ali Raşit Karakılıç'ın boyaresimleri, çağrışım yüklü somut imgelerin birer yansıması olarak çıkıyorlar karşımıza: Bizim, onları bir "şey"e benzetmemize gerek kalmadan, onlar bize, bir "şey" olduklarını, en azından gizli bir görüntünün soyut varyantını içlerinde sakladıklarını söylüyorlar. Uzak ya da tropik bir dünyanın yaşam göstergeleri olarak algılanabilir bu görüntüler: Öyle olmak ya da öyle bir izlenim vermek, onları ilginç yapan başlıca özelliktir sanki. Devinim ve dinamizm, doğallık, vahşilik, yabancı iklimlere özgü çekicilik, yaşamın özünü, herhangi bir dolaylılığa gerek kalmadan !fade etmeye yönelik doğurganlık, Karakılıç'ın resimlerine alışılmamış bir lezzet katıyor. İzleyeni, bir görsel keşif yolculuğuna çıkarıyor.

Boyanın tual üzerinde ezilerek, yer yer kazınarak işlenmesi sonucunda oluşan renksel yüzey dokusu, bu renkselliğe ilişkin yapısallığın vurgulanmış olmasıyla, yeni bir evren tasarımı da çıkarmaktadır karşımıza. Uzaydan çekilmiş fotograflar gibi, Karakılıç'ın resimleri de izleyiciye yeni bir gezegenin kapılarını açıyor gibidir. İnsan eli değmemiş bu gezegenin toprağı, tıpkı insan figürü girmemiş resimler gibi, salt zamanın izlerini göstermekle yetiniyor: Bu izlerin yaratabilecegi çagrışım zinciri, salt boyanın destegiyle sağlanmış bir yüzey haritası olarak kendini dışa vuruyor.

Kuşkusuz salt bir yüzey satıh resmi değil Karakılıç'ın yaptığı: Aksine, bu yüzeyi, boyanın açıkkoyu tonlarıyla deliyor, soyut bir hacimsellik ve perspektif oluşturuyor, anlattığı olgusallığı, yaşam enerjisiyle bütünleştirmiş oluyor böylece.

Karakılıç, egitim gördügü okuldan yetişmiş olan kendi kuşağının sanatçılarıyla üslup ilişkisinini de, bu arada canlı tutmaktan yana bir tavrı benimsemiş görünüyor. Bu egilimin altında, sanatın atelye disiplininden bagımsız olamayacağı yolunda bir bilinç atağının yattığı söylenebilir. Malzemeyi yoğurup biçimlendirmek,/ kendi ifade biçimine uyumlandırmak ve boyaya egemen olmak diye özetleyebilecegimiz bu bilinç atağı, sanatın edinilmiş bilgi ve deneyimlerin ışığında, kişisel araştırma ve bulgularla gelişip olgunlaşabileceğine olan inançtan kaynaklanmaktadır. 

Bu inançla çalışmasını sürdürüyor Karakılıç. Malzemeyle hesaplaşmanın kendisine sağlayabilecegi olanakları, resminin alt yapısına yerleştirerek, bu olanakları sık sık devreye sokarak oluşturduğu resimlerinde bir yaşam mitolojisinin iplerini örüyor. 

Kaya Özsezgin - Mart, 2000