Deneysel Üretimin Ayrıntıcı Estetiği

Sanatın özünde hep saklı kalmış ve ifadeye özgü değişimle atbaşı yürümüş olan deneysellik, malzeme ve teknoloji düzeyindeki yenilenmeye işaret etmekle kalmaz, onun ötesine geçerek köklü dönüşümler için de verimli fırsatlar yaratır. Böyle durumlarda malzemenin doğasıyla, ona sanatsal anlamda işlerlik kazandıracak yöntemsel araştırmanın iyi saptanmış olması gerekir. Geçmiş dönemlerde her türden el işçiliğini geliştirmeyi, sanatın olmazsa olmaz kuralı haline getirmiş ustaların gözünde “praxis” sahibi olmak bir çeşit ayrıcalıktı. Deney (“expérience”) birikimleri, bu aşamaya varmakta sanatçıya eşsiz kazanımlar sağlıyor, dönüştürücü etkenlerin yolunu açıyordu. Sanat simyacılığıyla eşdeğerli olan bu kazanımlar, gizem arayışında da sanatçıya yeni ufuklar açabiliyor, onu, bilinmezin sınırına taşıyarak açılım yapmasını sağlayıcı olanaklarla donatabiliyordu. 

Bugün deneysellik, öncülükle neredeyse eşdeğerlidir; avangard olabilmenin temelinde deneysel araştırmalara yatkın olma koşulu var çünkü. Bilim ve teknolojiye açık olmak biçiminde de tanımlanması mümkün olan bu türden araştırmaların, özellikle genç kuşağın sanatçılarını yakından ilgilendirmesi boşuna değil. 1980’li yılların sonuna doğru Londra’da bu isim altında açılan fuar, deneyselciliğin “moda” bir terim olmaktan çıkıp kuşaklara mal olduğunun göstergesiydi. 

Ali Raşit Karakılıç, 1970’li yıllarda Tatbiki’de gördüğü eğitimin yönlendirici katkısıyla deneysel sanat misyonunu kendisine hedef olarak seçen sanatçılar arasında yer alıyor. Söz konusu deneysel çalışmaların ilk örnekleri, tabloyu dekupe kadrajlar içinde tasarımlama biçiminde kendini göstermişti. Bunun arkasından, onun özellikle 1990’lı yıllarda ve onu izleyen dönemde ürettiği işler, salt boyayla ve ona özgü tuval resmi geleneğiyle yetinmeme duygusunu belgeıeyici bir dizi çalışma olarak süregelmektedir. Karakılıç bu çalışmalarında, doğa gerçekliğinin insan eli değmemiş ya da insan eli değdiği için gerçek yapısından uzaklaşmış doğa kalıntılarından yola çıkarak, karmaşıklıktan ve düzensizlikten yeni görsel “düzen” efektleri oluşturmanın peşi sıra gitmekte ve bu bağlamda ilginç tekstür çeşitlemeleri üretmektedir. Kökeninde dijital parçaların yan yana ve üst üste getirilmesinden oluşan görsel paradigmalardır bunlar. Ama aynı zamanda gelişigüzelliği kırmaya yönelik bir “kombinasyon” oluşturma çabası, bu işlere çok farklı ve spesifik özellikler katar, “karmaşa”nın içinden türemiş düzen kombinezonları sunar bize.

Kullandığı teknolojik değerlerin, bütünüyle kendi sanatçı deneyimlerinden kaynaklanıyor olması, Ali Raşit Karakılıç’ın resimsel biçim oluşturmakta doğal verilerle yapay olanlar arasında kendine özgü seçimler yapmasını, bir çeşit pratiğe dönüştürüyor. Kimi yerde görüntü katmanlarını üst üste bindirerek, kimi yerde iki farklı çalışmayı (resim-fotoğraf) bir arda değerlendirerek, basılmış fotoğraf üzerine akrilik boyamayla müdahale ederek (foto-pentür) , tuval üzerine dijital baskı ve tekrar akrilik müdahalede bulunarak, malzeme üzerine pres ve rötuş, kontrplak üzerinde iki resmi örüntü bazında birleştirerek oluşturduğu işler, tümüyle bir şeyden başka bir şey üretme, bir şeyi başka bir şeye dönüştürme anlayışının sonuçlarıdır. Bütün bunların doğal ya da olağan, zorlamasız ve spontan çalışmalar olarak görünmeleri, doğa ve yaşamla kurabildikleri spontan ilişkiden dolayıdır. Her şeyden önce, çevresindeki oluşumlara, değişim ve başkalaşıma yabancı kalmama güdüsüdür, onları bu derece olağan yapan. Karakılıç, yaşadığı çevrede tanık olduğu bu değişim ve oluşuma kayıtsız kalmamayı, sanat anlayışının temel ilkesi olarak benimsediği için, çalışmaları, dünden bugüne kesintisiz bir süreçsellik göstermektedir. Yapım-yıkım, çözülme, çürüme ve başkalaşım, yeniden oluşum, çevre gerçeğinin somut ve izlenebilir olguları halinde yanımızı-yöremizi kuşattıkça, ona uzaktan seyirci kalamaz sanatçı. Karakılıç, bu bilinçten yola çıkıyor, varacağı noktaları resimlerinde dipten gelen dalgalar halinde yansıtıyor. Derinden yüzeye çıktıkça, bu dalgalar resimsel somut veriler halinde sanatının bünyesinde organik motiflere dönüşüyor. Verilerle ana motif birbirine bağlanıyor, resmin bünyesinde olağan etki-tepki ilişkileri yaratıyor.

Bütün bu ayrıntılar göz önüne alındığında, içtenlik dozu iyi ayarlanmış, amaçları iyi saptanmış ve birbirini doğrulayıcı değerler içermesi nedeniyle, Ali Raşit Karakılıç’ın bu deneysel çalışma yöntemini, gündelik yaşamda “beşinci element”in peşine düşen kadim simyacılarda tanık olduğumuz yöntemle ilişkili görmek hiç de yanlış olmayacaktır. Sanatın simyası olarak da tanımlayabileceğimiz bu yöntem, içerdiği şeylerle dışarıda bırakması gereken şeyleri kesin çizgilerle ayırmakta, içeriğin biçim kazanmasında etkili olabilecek ayrıntıları paranteze almakta titizlik göstermektedir. Resimsel ayrıntıların içinden kopup yüzeye çıktıkça, görünürlük düzeyine ulaştıkça, görece belirginlik kazanan motiflerin her biri, aslında birer yaşam göstergesidir Karakılıç’ta. Bu göstergeler, gösterdikleri nesneleri içselleştiriyor ve bize kaotik bir başka evren tablosu sunuyor. 

Yakın dönem resimlerinde ise zaman zaman bu ayrıntıcı estetikten uzaklaşarak yalın renk ve biçim formlarına yönelebilmekte, böylece alternatif değerler üzerinde yeni açılım odakları bulmaktadır. Bulduğuyla yetinmeme içgüdüsü olarak da değerlendirilebilir bu çabası. 

Yaşamını Adana’da sürdürüyor olması, Ali Raşit Karakılıç’a bağımsız ve merkez gürültüsünden uzak bir sanatçı etkinliğini ciddi boyutlarıyla benimseme ayrıcalığı sağladığından, olgulara uzak görüşlü bir perspektifle yaklaşmasında belirleyici bir etken olabilmektedir. 

Kaya Özsezgin - 23 Nisan 2009