Ali Raşit KARAKILIǒın “Dönüşüm” Serisi Üzerine Genel Bir Bakış
Günümüz sanatında kuram ve uygulamanın bağlamı birbiriyle öylesine iç içine geçer ki, dünyaya ilişkin tasavvurlarımızın kaynağının kuramın bilgisinden mi, yoksa eylemin uygulamalarından mı çıktığını saptamak zorlaşmaktadır. Bu durum, sanatın üzerine bir düşünce dizgesiyle yaklaşan herkesi daha olayın başında şaşırtır. Bugün sanat pratiklerine salt kuram ile yaklaşanlar eylemin mecrasını kuşatamadığı anda ufuktan geçen gemiyi seyre dalan kişiye benzer. 

Demek istenen şudur; resim sanatı geleneksel tekniği gereği bir yüzey üzerine uygulama alanı gibi görünse de, artık bu yaklaşım sorunu algılamaya ve kavramaya yetmemektedir. Günümüzde ‘hiçbirşey göründüğü gibi değildir’. “Her beş yıl, bir yüzyıldır” diyor David Harwey 20. yüzyıl için. Yine aynı düşünürün ‘zaman sıkışması’ kavramı çerçevesinde her bireyin, teknolojik süreçlerin dayattığı görme pratiklerinin oluşturduğu yeni algı düzeylerinde, kendilerini güncellemeleri gerekmektedir. Yani, geleneksel bilgi ile yeni tekniklerin bireşiminden, doğaldır ki, yeni etkileşim alanları üretilecektir. Ali Raşit Karakılıç’ın uzun sanat yaşamı içinde bir kırılma noktası olan “Dönüşüm” adlı dizi işleri bu duruma iyi bir örnek oluşturur. 

“Dönüşüm” sergisindeki işler dış gözler için geleneksel resmin ürünleri olarak nitelendirileceklerdir; ancak, görünenin ardındaki çok katmanlı yapının ayırdına varılması resme daha doğru bir yaklaşımı beraberinde getirecektir. Burada hemen belirtilmesi gereken nokta; bu resimlere, ontolojik*, fenomenolojik** ve göstergebilimsel*** düzlemlerde yaklaşılması gerekliliğidir. Resmin kuruluş aşamasında yer alan ontolojik bağlam resmin yüzeysel ve nesnel gerçekliğidir. Sanatçının uygulama anında hem kendi bedenini hem de alımlayıcının bedenini işe dahil ettiği noktada fenomenoloji devreye girer, bu da resme bu perspektiften bakmayı ihmal etmemeyi gündeme getirir. Son olarak bir kültür nesnesi olarak resmin üzerinde yer alan göstergelerin bir dil olanağı olarak okunmasını sağlayacak olan da göstergebilimsel yaklaşımdır.

Söz konusu bağlamların her bir katmanının kendi başına bir düşün alanı olması nedeniyle, burada böyle bir girişimde bulunulacağını söylemek safdillik olur. Yapılmak istenen, olabildiğince kısa da olsa bu yaklaşıma dair ipuçları sunmaktır.

“Dönüşüm” adlı dizi resimlerin ontolojik çerçevesine bakıldığında, resmin kuruluş aşamasında var olan katmanların nelerden oluştuğunun belirlenmesi gerektir. Çünkü, bu resimler her şeyden önce geleneksel dizgeye uygun tuval resimleridir. Ancak farklı malzemeler de resme dahil edilmiştir. Tuval yüzeyine yerleştirilen bir (fotoğraf makinesiyle ile bir resim çekilmiş yani bir anlamda ressam kamerasıyla boyanmış) görüntüye boya ile müdahale edilmiştir. Bu uygulamanın yanında söz konusu yüzey, çeşitli ölçeklerde dikey ve yatay olarak kesilerek bir alttan bir üstten geçirilerek parçalardan oluşmuştur. Söz konusu parçalardan kurulu resimler, kenarlarından vidalarla sabitlenmiştir. Tek parçalı bazı resimlerin kenarlarında bırakılan yaklaşık 10-15 cm’lik boşluklar yer almaktadır. Resmin taşıyıcısı olan yüzey kendini burada yeniden gösterirken hem optik yanılsama varlığını gösterir hem de yüzeyi tekrar hatırlatır. Sanki resim bir süreç ve devam edecek olması dışa açık yapı olmasını sağlamaktadır. Bazı resimler ise açık yapıyı destekleyen ve sanki sürecin kesintiye uğratılmış durumu veren “sürçme” gibi duran resmin kenarında belli bir amaç için kullanıldığı halde sökülmesi gereken sablaj bantları öylece bırakılmıştır. Bu da resmi “açık yapıt” niteliğine yaklaştırır. 

Ali Raşit Karakılıç resminin fenomenolojik düzlemi, güncel sanat pratiklerince kullanılan dil ile açıklanabilir. Burada resmin evren tablosunun, (yapıtların ontolojik aşamanın olanağında kurgulandığı unutulmamak kaydıyla) günümüz sanat pratikleriyle ilişkisi gözler önüne serilir. Valery; “ressam resme bedenini katar” derken, resmin bedenin olanağında kuruluşu yasasına vurgu yapar ve bu yaklaşım gözün ve bakışın iptali demek değildir. Tam aksine resim alımlaması gözün olanağında kurulur; ancak, zihinsel olanın toplamıyla tasavvur edilecek bir bağlama da işaret eder ki, asıl önemli olan da budur. Lacan bu yaklaşımı şöyle formüle eder: “… görmenin içinde dokunma duyusu var. Görmede işitsel bir düzey yer alır.” Görmenin olanağında kurulu olan görüntüye dair her hakikat, bir yandan da takdil (dokunma duyusuyla) ile birliktelik içerir. Bu duruma Maurice Merleau-Ponty’nin şu sözleri sanki tamamlayıcı bir ek gibidir: “Göz algının nesnesi iken mekan zihnin nesnesidir.” Resimlerde fotoğrafın kullanılması “görsel yasaları” anıştırırken, Karakılıç’ın bedenin devreye girdiği yer fırçanın yarattığı desenlerdir. Desen bedenin performasıdır. Gerçekte tüm bedenin kat ettiği mesafe bir çizgi karşılığı olarak yüzeyde, sanki bir duygulanım nesnenin etkisinde oluşan dışavurumun gösterimidir. Bir tarafta fotoğraf tekniğinin inandırıcılığı, diğer tarafta sanatçının artistik becerisi akıl-duygu birlikteliğiyle farklı bir etkileşim alanı yaratır. Sanki Karakılıç, fotoğrafa ait enstantane zamanını resmin zamanı içinde hem genişletir hem de uzatır. Resmin içinde uzayan bu zaman, gözle birlikte bedenin varlığında ve zihnin olanağında gerçekleşir. 

Son düzey olarak resmin göstergelerinden günümüz olgularına ulaşmaya çalışıldığında ise çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıkar. Resimlerdeki en çarpıcı göstergeler çöp yığınlarıdır. Çöp, ‘büyük logos’ olan ortak aklın üretimi kültürün nesneleridir. Her çöp olan şey; başlangıçta belli bir zaman aralığında büyük bir bütünün parçaları olması amacıyla bir işlev yüklenmiş olanın değer yitimi sonucunda ortaya çıkar. Karakılıç, bu çöp olan ile kendini kuşatan doğa arasına girerek, kötülükleri iyileştirerek, kendi deyimiyle “toprak etme”ye çalışmaktadır. Dolayısıyla burada bir doğal manzaradan daha çok “kültürel manzara” söz konusudur. Resimlerdeki kültürel manzara, insanın yeni bir konumlanışa ve yönelime gereksiniminin altını çizer. Tıpkı Michel Seres’in dediği gibi: “Dünyayı esirgemek için aramızdaki barışa ve kendimizi esirgemek için dünya ile barışa karar vermek zorundayız.” 

Veli MERT


*Ontoloji: Varlık bilim. Varlığa dair tüm soruları sistematik olarak kuşatma çabası. 
** Fenomenloji:…bilincin çok çeşitli formlarıyla, dinî, estetiki ahlakî ve duyusal her tür doğrudan deneyimi analiz edip betimleyen felsefe anlayışı(bknz: Ahmet Cevizci, Felsefe Terimleri Sözlüğü, Paradigma Yay. 2003-İst.-s.156) 
*** Göstergebilim(fr. Semiologie):Göstergelerin bilimi. Gösteren ile Gösterilen arasında yer alan göstergenin anlam-kodlarını çözmeye amaçlayan bilim alanı.